FDR

23 Aralık 2015 Çarşamba

Peyami safa'nın muhteşem eseri ötüken yayınları tarafından yeniden basıldı.



Peyami safa'nın muhteşem eseri Ötüken yayınları tarafından yeniden basıldı.

Peyami safa'nın muhteşem eseri ötüken yayınları tarafından yeniden basıldı.

içerik açısından zaten ideal olan eser ötüken yayınları tarafından dizgi ve baskı ile gayet güzel hale gelmiş.

İki yüz yıldır karşımıza çıkan her meselede Avrupa’ya atıfta bulunuyoruz fakat acaba atıfta bulunduğumuz dünyayı hakkıyla tanıyor muyuz? Peyami bu eserinde yirminci asrı ve Avrupa Medeniyetinin problemlerini izah ediyor. Yazarın Batı düşüncesindeki gelişmeleri yakinen takip ettiğini ispat eden ve entelektüellerimizin bu konudaki yetersizliğini teşhir eden bir kanıt…

İnsan ve hayatın 70. sayısı aralık 2015 ayında çıktı !



İnsan ve hayatın 70. sayısı aralık 2015 ayında çıktı.

Enteresan konulara değinen dergi özellikle son dönemde revaçta olan meselelere ışık tutuyor.

Gündeme göre değilde, gündemi belirleyen yapısı ile dikkat çeken dergi insanlara yol göstermeye bu sayısında da devam ediyor.

Özellikle gündemin meşgul eden hazır gıdalar meselesini ele alan dergi önceki sayılarda evde maya, yoğurt ve peynir gibi konuları işlemiş son sayıda ise ekmek dosyasını açmış.

İnsan demek, toplum demektir. Cemiyetin merkezindeki insana yatırım yapmak, değer katmak, memleketin daha geniş manada dünyanın geleceğine yatırım yapmaktır. Yaşadığımız devir, türlü hengame ve gürültü içinde insanın her an hayat muhasebesi içinde olmasının en fazla gerektiği bir devirdir. Bunun için insan ve toplum olarak önce kendimizi, sonra etrafımızı; önce geçmişimizi, sonra gelecek hayallerimizi gözden geçirmemiz gerekiyor.

Bu ay, insanı ve hayatı merkeze alan bir sahaya mercek tuttuk; her sofranın vazgeçilmezi ekmeği birkaç farklı cepheden araştırdık. Ekmeğin tarih içindeki değişimini, özellikle ekmekteki kepeğin hiç de sıradan olmadığını, zihinlerdeki ve fırın raflarındaki ekmeğin nasıl bu hale geldiğini Ferhat Kaya kaleme aldı.

Bu çerçevede, ekmekteki tuz oranının zararlarını Türkiye Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk’e; ekmeğin ham maddesi un hakkında merak ettiklerimizi yılların uncusu Cevat Doğan’a sorduk. Hazır mayayı ve evde nasıl maya yapılacağını Adem Serdaroğlu; köyden şehre değişen ekmek kültürümüzü Sadık Canlar İnsan ve Hayat okurları için yazdı. Netice olarak, uzmanlar hijyen ve içindeki maddeler açısından sağlıklı bir ekmek yemek için, ekmeğinizi evinizde yapmanızı tavsiye ediyor.

Daha sıhhatli ve daha huzurlu bir hayat yolculuğunda birlikteliğimize devam ederken, ocak ayından itibaren daha dinamik, daha zengin bir muhteva ile karşınızda olacağız.

Bu ay içinde idrak edeceğimiz Mevlid Kandili’nizi tebrik ederiz.

İnsana ve hayata değer katmak ve gelecek ay buluşmak dileğiyle…
 İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yedikıta'nın 88. sayısı çıktı!



Dünya tarihinde, insanlığa en acımasız yıllarından dördünü yaşatan Birinci Dünya Savaşı’nın üzerinden bir asır geçti. Devlet ve millet olarak üç kıtada dört yıl boyunca verdiğimiz mücadelelerde gösterilen fedakârlıklar ve kahramanlıklar bu sayfalara sığmaz. Maalesef aynı şekilde tamahkârlıklar, ihanetler, sansürler, şahsî menfaatler, cahillikler, fâtih olma hülyalarıyla göz göre göre ölüme gönderilen erler ve daha pek çok hadiseye de sahne olmuştur bu dört yıl.

Sarıkamış harekâtı, on kadar büyük cepheden birisi olan ve dört yıl boyunca 600; bin kadar şehit verdiğimiz Kafkas Cephesi’ndeki 15; günlük bir harekâttır. Hal böyleyken, meseleyi “kaç şehit var” noktasında istatistikî bir tartışmadan çıkarıp daha farklı noktalara odaklanmak gerekiyor. “Neden ve niçin, kimler adına, netice ne oldu, günümüze yansıyan yüzü ve halk üzerinde bıraktığı tesirler nasıldır” gibi sorulardır aslında zihinlerde olması gereken.

Bundan yüz bir yıl önce, 1914; Aralık’ında Sarıkamış’ta uğradığımız yenilgiden sonra bir “gâzi sancağımız”ı da ele geçiren Ruslar kolaylıkla ilerlediler ve Erzurum’a girdiler. Orada, şeref timsali alay sancaklarımızdan 9’unu birden bir depoda bulunca herhalde onlar da çok şaşırmışlardır. Ruslar için bu sancaklar en büyük ganimetti; belki Erzurum’u ele geçirmelerinden bile öteydi. Nitekim sancaklarımızı müthiş bir propaganda malzemesi yaptılar, sokaklarında gezdirip mektep çocuklarına teşhir ettiler. Sarıkamış’ta ele geçirdikleri sancağımızı ise, hâlâ devlet müzelerinde sergiliyorlar. Bu esir sancağımızın hikâyesine, dergimizde ilk defa Doç. Dr. Tuncay Öğün tercümanlık yaptı bu ay. Harp Mecmuası’ndan iktibas ettiğimiz bir makale ise, sancağın neden namusumuz olduğunu açıklıyor.

Bursa’nın muhteşem eseri Ulu Cami’de tesis edilen güzide kütüphaneyi, Özlem Atike Kadah; Doğunun siyah çekirdeği kahvenin Avrupa macerasını, Veysel Sekmen; Mısır’dan başlayıp Fas’a ve oradan İspanya’ya uzanan toprakların, yani Mağrib’in efendileri Murabıtları Enes Erdoğan; Selçuklular devrinde Konya’da bir ilim yuvası Sadreddin Konevî kütüphanesini, Konya Bölge Yazma Eserler Müdürü Bekir Şahin kaleme aldılar. Tecrübe Konuşuyor bölümünde bu ay çocukluğu 50;’li yıllarda geçmiş, Ömer Nasuhi Bilmen ile de akrabalığı olan Prof. Dr. Hulusi Yavuz var.

Gelecek sayımızda buluşmak üzere.

Ntv 2015 alamanağı Ntv yayınlarından çıktı


10 yıl önce başlayan NTV ALMANAK geleneği sürüyor.
2006 yılı NTV’nin 10’uncu yılıydı. NTV Yayınları o yıl 1996-2006 yıllarını kapsayan bir almanakla yayın hayatına ilk adımını attı. Daha sonra da geride bıraktığımız her yılın dökümü NTV Almanak’larıyla kayıt altına alındı. Artık bir NTV kalasiği haline gelen Almanak bu yıl da kitapçı raflarında…
2015 yılı boyunca Türkiye ve dünyada yaşanan olaylar NTV Almanak 2015’te!
Türkiye’de seçim yılı… Haziran ve Kasım seçimleri… Yılın yarısını Seçim Hükümeti ile geçiren Türkiye’de siyasetin yeni görünümü… Güneydoğu’da şiddet sarmalı… Yeni bir Nobel ödülüyle onurlanmamız…
Suların durulmadığı Ortadoğu’da yeni bir aktör: Rusya. Uçak krizi ile birlikte yaşanan gelişmeler, safların yeniden şekillenmesi…
Dünyada yeni yüzyılın büyük trajedisi: Ülkelerini terkeden milyonlarca göçmen Avrupa kapılarında...
IŞİD terörünün Avrupa’da yarattığı sarsıntı…
Sinemadan müziğe ödül alanlar... Spor sahalarında kupa kaldırıp madalya kazananlar... Ve geride kalan yıl kaybettiklerimiz…
Hepsi NTV Almanak 2015'te...

22 Aralık 2015 Salı

Kırk Zincirli Ayasofya Kırklar Kulübünden çıktı !

Ayasofya’nın kapılarıyla beraber ruhumuzu kilitlediler. Her mâna, her hikmet, her münasebet Ayasofya’ya bağlı...
Ayasofya açılmalıdır. Türk’ün bahtıyla beraber açılmalıdır.
Ayasofya’yı kapalı tutmak, Yunanlıya “Ben yapamıyorum; sen gel de kendi hesabına aç!” demekten farksızdır.
Ayasofya’yı kapalı tutmak, Birleşmiş Milletler’den Afrikalı yamyam devletlerine kadar aleyhimize rey verdirip kendileri müstenkif geçinen Batılılara “Artık benim hayat hakkım kalmadı!” demektir.
Ayasofya’yı kapalı tutmak, bu toprağın üstündeki 30 milyon ve altındaki 30 milyar Türk’ün semâları tutuşturan lanetine hedef olmaktır.
Ayasofya’yı kapalı tutmak, Allah’a sövmeye, Kur’an’a tükürmeye, Türk tarihini kubura atmaya, Türk iffetini kirletmeye, Türk vatanını satmaya denk bir suçtur.
Gençler! Bugün mü, yarın mı, bilemem!
Fakat Ayasofya açılacak!.. Türk’ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya’nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler.
Ayasofya açılacak... Hem de öylesine açılacak ki, kaybedilen bütün mânalar, zincire vurulmuş masumlar gibi onun içinden fırlayacak!.. Öylesine açılacak ki, bu millete iyilik ve kötülük etmişlerin dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçecek...
Ayasofya açılacak!... Bütün değer ölçülerini, tarih hükümlerini, dünyalar arası mahsup sırlarını, her iş ve herşey hakkındaki gerçek miyarları çerçeveleyici bir kitap gibi açılacak...
Allah tarafından mühürlenmiş kalplerin mühürlediği Ayasofya, onların aynı şekilde mühürlemeğe yeltenip de hiçbir şey yapamadığı, günden güne kabaran akınını durduramadığı ve çığlaştığı günü dehşetle kolladığı mukaddesatçı Türk gençliğinin kalbi gibi açılacak...
Ayasofya’yı, artık önüne geçilmez bu sel açacak...
Bekleyin gençler!.. Biraz daha rahmet yağsın... Sel yakındır.
Necip Fazıl Kısakürek

Tevârih-i Âl-i Osman III. Defter yayınlandı !

Büyük âlim ve tarihçi Kemalpaşazâde (ö. 1534), Sultan İkinci Bayezid tarafından Türkçe olarak Osmanlı Tarihi yazmakla vazifelendirilmesi üzerine Osman Gazi’den Kanunî Sultan Süleyman’a kadar her padişah devri için bir defter kaleme almıştır. Toplamda on defterden ibaret olan Tevârih-i Âl-i Osman’ın I, II, IV, VII, VIII, IX ve X. defterleri yayınlanmıştır.

Bu eser, Tevârih-i Âl-i Osman’ın yayınlanmayan defterlerinden Sultan Birinci Murad devrine ait olan (761-791/1359,1360-1389) III. Defter’dir.

III. Defter’de, Osmanlı tarihinin Sultan Birinci Murad dönemi, diğer Osmanlı kroniklerine nazaran müstakil olarak ve geniş bir şekilde yazılmıştır. Ayrıca daha zengin bir kronoloji söz konusudur. Eserde, XV. yüzyıl Osmanlı tarih kaynaklarına göre farklı rivayetler ve orijinal bazı bilgiler bulunmaktadır.

Araştırmacılar ve günümüz tarihçileri tarafından pek kullanılmadığı anlaşılan III. Defter’in, Sultan Birinci Murad devri tarihinin incelenmesi veya yazılması söz konusu olduğunda müracaat edilmesi gereken kıymetli bir kaynak olduğu kanaatindeyiz.

Bu kitap yanlış ve yalanlarla dolu resmi tarihimizin netleşmesi açısından ehemmiyet arz etmektedir.